8 Aralık 2010 Çarşamba

Ey Şehid Gül Solmadi ki....


genç mücahidlerimizden biri cihada gitmek üzereyken annesiyle vedalasıp helallık dilemek istedi

AnneSi: evladım eger senın ölüme gittiğini bilsem kesınlıkle senin gitmene izin vermicektım ama kuranda gecen bakara süresındeki ''ALLAH YOLUNDA ŞEHİD OLANLARA ÖLÜ DEMEYİN ONLAR DİRİDİRLER LAKİN SİZ SEZMESSINIZ'' ayeti hatırıma geldiği vakit senin memnuyetle gitmene izi veriyorum dedi.yolun acık olsun oğlum

dedi ve son bişi daha sölicem dedi

evladım sözlün; sözlün ne olcak onun haberi yok ki senın gideceginden

genç: hiç birşey demeden göğsünü acıp henuz kurumamış kıpkırmızı bir gül cıkardı ve annesine uzattı al anne: bunu ona ilet yeter dedi ve ben sağ kaldıkça bu kırmızı gülde solmayacak dedi

nasıl olur evladım dedi annesi olurmu hiç öle bişi en fazla suda kalsa bile en fazla bi ay dayanır.

genç gene söze başladı ANNE: SEN BAKARA SÜRESİNDEKİ AYETİ NE CABUK UNUTTUN ŞEHİDLER ÖLMEZ DİYE DEMEK O GÜLDE SOLMAYACAK DEDİ annesi baŞındaki yaşlılık yazmasıyla göz yasını sildi oğlum git git evladım git RABBİM SENIN İÇİNDEKİ CEVHERİ EKSİK ETMESİN İNŞ RABBİM senınle ve arkadaşlarınla olsun inşş yolun acık olsun dedi.

daha sonra annesi o gülü genç mucahidin sözlüsüne verdi ve o genc in sözlüsü ölünceye kadar evlenmedi ona sözlü kaldı neden mi cunkü gül SOLMADİKİ.....



Sevmek ölemekle başlar...

Mavi Marmara (Şehitler Kervanı 9) Albümü Çıktı


Kuşatma altındaki Gazze halkına insani yardım götürmek için yola koyulup İsrail askerlerince saldırıya uğrayan Mavi Marmara gemisi ve içinde şehid olan 9 kişiyi konu alan "Mavi Marmara (şehitler Kervanı 9)" albümü çıktı.

31 Mayıs 2010 tarihinde Kuşatma altındaki Gazze halkına insani yardım götürmek için yola koyulup İsrail askerlerince saldırıya uğrayan Mavi Marmara gemisi ve içinde şehid olan 9 kişiyi konu alan “Mavi Marmara (şehitler Kervanı 9)” albümü, Merkezi Diyarbakır’da olan müzik ve film yapımcısı Özlem Ajans tarafından piyasaya sürüldü.

Albüm ve içeriği hakkında sorularımızı yanıtlayan Özlem Ajans yetkililerinden Abdurrahim Mecit, “Özelde Mavi Marmara gemisinde şehit olanlara ve genelde de tüm dünya şehitlerine atfettiğimiz albümde birçok gerçekle karşılaşacaksınız. Biz; gözlerini kırpmadan, canlarını seve seve İslami değerler uğrunda feda eden bu kardeşlerimize bir albüm atfetmeyi kendimize borç bildik.” dedi.

Mecit, “Şehit olan bu yiğit kardeşlerimizin yiğitliklerini ve gazi olarak dönen kahramanların kahramanlıklarını tüm dünyaya göstermek istedik. Görüntülerle kalıcı hale getirmeyi amaçladık. Bunda bir nebze de olsa muvaffak olduğumuza inanıyoruz.” İfadelerini kullandı.

Albümün içeriğinde; 31 Mayıs 2010 günü İsrail tarafından şehit edilen 9 Gazze gönüllüsü ve yakın tarihte dünya çapında şehit edilen birçok şehidin görüntülerinin mevcut olduğunu belirten Mecit, “Özellikle Mavi Marmara gemisinde şehit edilen vatandaşlarımızın gemi içinde saldırı öncesi, saldırı anı ve sonrasına ait çok özel görüntüleri göreceksiniz.”açıklamalarında bulundu.

Albümde Şehitlerin cenaze törenlerinden kesitlerinde olduğunu belirten Firma Yetkilisi, “Bu albümde seslendirilen bazı bestelerde, insanlığa dur ve duy diyecek söz ve teraneleri dinleyeceksiniz. Birçok İslam beldesinde yaşanan dramları ve Müslüman halka uygulanan baskıların şiddetine şahit olacaksınız” şeklinde konuştu.

Mavi Marmara (şehitler Kervanı 9) albümünün 6 sanatçı tarafından özveriyle hazırlanıp seslendirildiğini belirten Özlem Ajans Yetkilisi Mecit, söz konusu albümün piyasada çok tutulacağını umduklarını sözlerine ekledi.

12 Ekim 2010 Salı

ÇİN YAPIMI İSLAM VE MÜSLÜMAN




Bu belki de ucuzlukçu ve kolaylıkçı yapımızdan kaynaklanıyor. Çünkü ne kadar bedel ödersen, o kadar değerli olanı elde edersin. Günde yarım saat ayırdığımız ibadet ve 5 dakika bile ayırmadığımız ilimle ancak bu kadar müslüman olunur, değil mi?

Biz buna kısaca Çin usulü Müslüman(lık) diyoruz. Yani "abi, olabildiği kadar ucuz olsun, bedava olursa daha memnun oluruz" anlayışı.

Her müslüman şu konuda hemfikirdir: İslam, en güzel asr-i saadette sonra selef döneminde yaşanmıştır.

Peki, en azından merak edip o dönemleri okuyor muyuz hiç? Mesela Peygamber s.a.v. döneminde İslam nasıl yaşanmış? Peki, selef-i salihin döneminde nasıl yaşanmış? Bedel olarak ne ödemişler? Mesela hiç elimize bir siyer kitabı alıp okuyor muyuz? Ki normal şartlarda her müslüman senede bir kez Kur'an mealini baştan sona okumalı, bir hadis kitabını baştan sona okumalı ve her sene farklı bir siyer kitabını bitirmeli.

Hiç denedik mi?

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Emir'e itaat ve onun etrafındaki uyuşmazlıklar hakkında


Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah'a; salât ve selam O'nun nebisi Muhammed(s.a.v)'e, ailesine, ashabına ve bu fani dünya hayatının sonuna dek O'nun doğru yolunda hak üzere yürüyenlerin üzerine olsun.


Allah, Yüce Kuran'da şöyle buyuruyor:


"Muhakkak ki bir kavim, kendi içinde olanı değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirmez."
(Kur'an, Süre 13. "Rad" ayet 11)


Allah, Yine şöyle buyuruyor:

"Ey müminler! Allah'a itaat edin. Resule itaat edin. Ve sizden olan emir sahiplerine de..."
(Kur'an, Süre4. "Nisa" ayet 59)


Kur'an-ı Kerim'in bu ayeti Müslümanlar arasında bir Emir (Müslüman Lider/Komutan) olması gerektiğini vurguluyor ve bu Emire itaat tıpkı Allah'a ve Resulü'ne (s.a.v) itaat etmek gibi her bir Müslüman için farzdır (zorunluluktur).



Bir Emir seçmek için, Allah'ın Resulü'nün (s.a.v) bazı talimatları vardır ve onlardan biri iktidara, yönetime gelmek için çabalayan ve buna çok arzu duyan birini, devleti ve tebaalarını geliştirmek için iyi amaçlara sahip olsa dahi asla seçilmemesi gereğidir. Bunun delilini Allah Resulü(s.a.v)'nün şu sözlerinde bulabiliriz:



"Allah'a yemin ederim ki yönetim makamına ne onu talep edeni ne de ona sahip olmaya tutkun olanı atamayız."
(Buhari ve Müslim)


Yine:

"Ey Abdurrahman ibni Semure! Emirlik pozisyonu isteme! Eğer bu sana sen istedikten sonra verilirse kendi kendine yardımsız bırakılırsın. Fakat sana istemeden verilirse yardım olunursun."
(Buhari ve Müslim)



Rivayet edildiğine göre Ebuzer(r.a.), otorite hakkında şöyle demiştir: "Resulullah(s.a.v.)'a; "Beni bir göreve tayin etmeyecek misin?" diye sordum. Elleriyle omzumdan tuttu ve şöyle dedi:



"Ey Ebuzer! Sen zayıfsın ve otorite sorumluluk ister. Ve hesap gününde bu, görevini yerine getiren ve emrolunduğu vazifeyi hakkıyla tamamlayan kişi dışında bir utanç ve pişmanlık sebebidir."
(Müslim)



Allah Resulü(s.a.v)'nün geri çevirdiği bu kişiler kimdi? Onlar, Allah'ın Elçisi (s.a.v)'nin asil arkadaşları olan sahabelerdi. Ve o zaman ne konuşacağız!



Emir'e itaat, tebaanın Emir ya da Halifelerinin kendilerine karşı adaletsiz olduğunu ve kendilerine baskı yaptığını düşünmeleri halinde dahi ancak Allah'ın ve Resulü'nün hükmü ile çatışmadığı müddetçe olur. Ve eğer birisi kişisel olarak hoşlanmadığı için, onu değersiz bulduğu için veya Şeriatın şart koşmadığı herhangi bir şahsi nedenden dolayı bu Emir'e itaat etmezse o zaman onun üzerine bir günah (haram) düşer!



Bu yüzden Emir, bilerek ya da bilmeyerek, bir zulüm işleyebilir. Bazı durumlarda Emir, kendi durumunu haklı olarak görebilir ancak tebaa, bu durumu Emir'in baskısı olarak görebilir. Emir'e itaat, hem o haklı davrandığı zaman hem de onun amelleri tebaaya baskı gibi göründüğü zaman da farzdır.



İtaat, her iki durumda da farzdır. Bunun delili, Huzeyfe el-Yeman(r.a.)'dan gelen şu rivayettir:



"... O'nu(Emir'i) dinleyin ve emirlerini yerine getirin. Hatta sırtınız kırbaçlansa, servetiniz kapışılsa bile dinleyin ve itaat edin!"



Emir'e itaat farizası, o dövdüğü zaman da serveti gasp ettiği zaman ve hatta o baskı yaptığı zamanda da yerinde duruyor.



Ve yine Emir'e itaat, baskılar (baskının varlığını ya da gerçekleri ispatlamak imkânsızdır) hakkında bir münakaşa olduğu zaman da zorunluluktur (vacib).



Böylesi itaatin bir örneğini, Taberi'nin İbni İshak'tan yaptığı bir rivayette görebiliriz:



"Ömer(r.a.), Halid bin Velid(r.a.) hakkında Ebu Ubeyde'ye yazdığı mektupta şöyle diyordu: "O'nu azlet ve mallarını diğerlerine dağıt!" Halid, mektuptaki bu bölümü duyunca derhal şöyle dedi: "Ben, Müminlerin Emiri'ne itaatten yüz çeviren birisi değilim. İstediğini yap, itaat ederim." Ebu Ubeyde(r.a.), Halid'in eşyalarını dağıttırdı. Hatta çifti olmayan bir ayakkabısını bile..."



İbni Kesir'in rivayetinde şöyle söylenmiştir:



"Eşyaları dağıtılırken Halid, şunu tekrarlıyordu: ‘Emir-ül Müminini dinliyor ve itaat ediyorum."



Onlar, Allah Resulü(s.a.v)'nün şöyle buyurduğunu söyleyen Ebu Hureyre(r.a.)'nin sözlerini anlatıyorlardı:



"Bizler sonuncularız fakat en önde olacağız. Ve Peygamber (s.a.v) ekledi: "Bana itaat eden Allah'a itaat eder. Bana isyan eden Allah'a isyan eder. Emir'e itaat eden bana itaat eder. Emir'e isyan eden bana isyan eder. Emir, Müslümanların uğrunda savaşacakları ve korunacakları bir sığınağa benzer. Emir, insanlara hakkı ve adaleti emrederse bunun için ödüllendirilir. Ve eğer buna muhalefet ederse bundan dolayı sorumlu olur."

(Buhari)



Allah'ın Resulü(s.a.v) bu hadiste açıkça işaret etmiştir ki; Emir'e itaatsizlik, alanında çok tehlikelidir ve Allah'a ve Resul'e itaatsizlikle eşittir.



Eğer tebaa bazı görüş ya da kararlarda Emirle aynı düşüncede değilse, o zaman Emire öğüt verebilir. Ancak Emir'in adını küçük düşürmeleri, onu küçümsemeleri, ya da ona karşı toplanıp onu makamından indirmeye çalışmaları oldukça güçlü bir şekilde kısıtlanmıştır. Çünkü bu tür eylemler Emir'in nüfuzunu zedeler, onları zayıflatır, Emir'in otoritesini azaltır ve Emir, etkisini kullanmakta faydasız hale gelir. Bütün bunlar onların itaatlerini bozar ve liderleri ya da emirleri üzerinde zafer kazanmalarını hafifletir. Sonuç olarak, dış düşmanlar Müslümanlara karşı savaşlarında daha kararlı olurlar.



Tebaa, liderlerle uzlaşmadığı zaman kolaylıkla onları azleder. Müslümanlar bunu kötüye kullandıkları zaman Resul(s.a.v)'un hadisinde anlatıldığı gibi olur:



"Sizin kendilerinden nefret ettiğiniz onların da sizden nefret ettiği yöneticileriniz olacak. Ve sadece böyle zalimler, sizi zapt edebilir."



Makul bir insan, İslam Ümmetinin tarihindeki şu örneği unutmamalıdır: Bazıları halife Osman(r.a.)'ın idaresini devirdikleri zaman Müslümanların üzerine ne büyük acılar bıraktılar!



Şunu unutmamak gerekir ki yöneticiler ve Emirler de tıpkı bizler gibi insanlardır. Onlar da bizim gibi yiyip içerler, güçlü veya hasta olabilirler. Ümitsizliğe düşebilir veya hata yapabilirler. Onlar hata yaptıkları zaman onları reddetmek, başka birini seçmek ve onun istifa etmesi gerektiğine ilişkin farklı sebepler aramak yerine onlara nasihat etmeliyiz.



Allah Resulü(s.a.v) dedi ki:



"Bütün Âdemoğlu hata yapar. Onların en hayırlısı hata edip tevbe edendir."



Bazı Müslümanların kısa görüşlü ve yanlış anlayışlarından dolayı çok sık yöneticilerle itaatsizlik ve anlaşmazlıklar olur. Bunun pek çok farklı nedeni vardır, örneğin Osmanlı Hilafeti'nin dağılma sürecinde milliyetçilik (kavmiyetçilik/ulusçuluk)...Bu fitne kökleşti ve Müslümanlar arasında yayıldı. Şeytan kılıklı münafıklar, Müslümanların zihinlerine milliyetçilik, ulusçuluk kavramını soktular, bunu yaparken birine şöyle dediler:



"Sizin Türklere, onların gücüne ve Halifelerine ne ihtiyacınız var? Siz kendi yöneticilerinize, idarenize, vilayetlerinize sahipsiniz, Muhammed sizin kavminize geldiğinde siz Türklere karşı kazanmıştınız. Ama şimdi sizi aranızdaki Türkler yönetiyor."



Ve diğer tarafa da dediler ki:

"Sizin Araplara ne ihtiyacınız var? Siz Türksünüz. Kendi Halifeniz, Sultanınız, otoriteniz var. Siz onlardan daha iyisiniz. Onlardan ayrılın. Sizin onlara ihtiyacınız yok fakat onların size ihtiyacı var." Vs.



Ve bu, Müslümanların zihinlerine çok güçlü bir şekilde yerleşti. Onların konsepti oldu, çok sağlam yerleşti. Yüzyıllar sonra bugün bile, bu fikirler hala varlığını koruyor.



Oysa Allah Resulü(s.a.v) şöyle buyurmuştu:



"Kim asabiyeye (milliyetçilik/ulusçuluk/kavmiyetçilik) çağırırsa o, bizden değildir. Kim asabiye için savaşırsa bizden değildir. Kim asabiye için öfkelenirse bizden değildir."
(Müslim)



Bu, aynı zamanda milliyetinden dolayı; siyah ya da beyaz olmasından, Tatar veya Rus, Çeçen ya da Arap vs. olmasından dolayı bir Emir'e itaat etmeyenlere göndermede bulunmaktadır.



Allah Resulü(s.a.v) buyuruyor ki:



"Muhakkak ki Arap'ın Aceme, Acem'in Arap'a; beyazın siyaha, siyahın da beyaza bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva ve salih amel iledir."



Yine bu, Müslümanların arasında Emirleriyle ilişkilerinde anlaşmazlık tohumu ekenlere ve komplo planları düzenleyenlere de değinilmektedir. Böyle kişilerden kurtulmak gerekir. Bunun kaynağı ise, Allah Resulü(s.a.v)'nün şu sözleridir:



"Sizler bir kişi etrafında birleşmişken birisi gelir ve sizi grubunuzu bölmek isterse onun kellesini vurun!" (Müslim)



İmam Nevevi(r.h.) diyor ki:



"Bu hadiste yöneticiye karşı gelen ve Müslümanları bölmeye çalışan birini öldürme emri vardır. Eğer uyarıdan sonra bu faaliyeti durdurmazsa onu öldürmek gerekir."



İmam Sanani(r.h.) de şöyle demiştir:



"Resul (s.a.v)'ün bu sözleri gösteriyor ki; Müslümanların etrafında toplandıkları bir yöneticiye karşı gelen bir kişinin, Allah'ın kullarına zarar vermesinin önlenmesi için öldürülmesine izin verilmiştir."



Müslümanlar arasında yöneticilerine karşı benzer anlaşmazlıklar yaratan kişi, fitneden ve Şeytanın kışkırtmasından etkilenmiştir. Böyle bir fitne, güçlü veya zayıf herkese dokunabilir. Lanetli Şeytanın böylesi kışkırtmalarına karşı tedbirli ve dikkatli olmak gerekir.



Her şeye kadir olan Yüce Allah(c.c.), Kur'an da şöyle buyuruyor:



"İnsanlar "iman ettik" demekle imtihan edilmeksizin salıverileceklerini mi sandılar?"

(Kur'an, Sure 29, "Ankebut" ayet 2)



Yukarıda ilahi metinlerden aktarılanların hepsi, Emire itaat etmenin tebaanın üzerine vacip olduğu hakkında net bir açıklama getiriyor. Bu, zorunluluktur (vaciptir) ve Emire itaat etmemek de Yüce Allah'ın azabına sebep olan, yasaklanmış bir eylemdir.



Bu yüzden değerli kardeşler, bizler bu fitne veya uyuşmazlık hakkında ve Şeytanın kışkırtmalarına karşı dikkatli olmalıyız. Birlik olup bölünmemeliyiz. Allah(c.c.)'ın mübarek Kuran'da buyurduğu gibi:



"Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar"
(Kur'an, Sure 3, "Al-i İmran" ayet 103)



Biz de tıpkı bir insanın vücudu gibi tek bir Ümmet olmalıyız. Ve Kadir olan Allah(c.c.), aramızda fitne tohumları ekmeye çalışanlara lanet etsin! Ve düşmanlarımızı zayıflatıp yok etsin!



Ya Allah! Kafkasya'da ve tüm dünyadaki Mücahidlere yardım et!

Ya Allah! Onları esaretten ve ağır yaralardan kurtar!

Ya Allah! Onların ailelerini koru!

Ya Allah! Ulemamızı ve umeramızı koru!

Ya Allah! Kardeşlerimizi esaretten kurtar!

Ya Allah! Tutuklu Müslümanların durumlarını iyileştir!

Ya Allah! Kâfirleri ve bize karşı savaşan münafıkları kahret!

Ya Allah! Putin'i kahret! Ya Allah! Medvedev'i kahret!

Ya Allah! Kadırov'u kahret! Ya Allah! Yevkurov'u kahret!

Ya Allah! Tüm küfür önderlerini mahvet!

Ya Allah! Onların entrikalarını boz! Silahlarını kullanılamaz hale getir!

Ya Allah! Bize Senin Yolunda yakın bir zafer ve şehadet nasip et! Çünkü biz Müslümanlarız ve bizi Cennet Bahçeleriyle ödüllendir!



Âmin



Ve sonunda Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'a; salât ve selam O'nun Nebisi Muhammed'e(s.a.v), ailesine ve ashabına olsun!



***



Şeyh Ebu İslam el Margilani'nin çalışmaları ve bazı ilavelere göre hazırlandı.



Kaynak: IslamDin

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Günümüzde; Cehâlet ve Putlaştırılan (ilahlaştırılan )İnsanlar

ÂYET

“Dinde zorlama yoktur. Hak bâtıldan ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu inkâr eder ve ALLAH’a imân ederse, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. ALLAH hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.”
(Bakara Sûresi, 256.Âyet)

HADİS-İ ŞERİF


İbnu Amr İbni`l-As (r.a.)’den şöyle rivayet olunmuştur:

"Rasûlullah (S.A.V.) buyurdular ki: "ALLAH ilmi [verdikten sonra], insanların [kalbinden] zorla söküp almaz. Fakat ilmi, ulemâyı kabzetmek suretiyle alır. Ulemâ kabzedilir, öyle ki tek bir âlim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın [kendi reyleriyle] fetva verirler, böylece hem kendilerini, hem de başkalarını dalalete atarlar." (Kütübü Sitte - 4138)

Konumuz Günümüzde CEHÂLET ve PUTLAR'dır. Müslüman birey kendisine vacip olan ilmi yani; İslam Dini'nin kaçınılmaz olarak bilinen meselelerini bilmemesi asla özür değildir. Bu dini kabul eden her şahıs Şer'i İlimleri talep etmek, öğrenmek zorundadır. Çünkü vacip olan ilmi talep etmek için gerekli çabayı sarfetmeyen ve kusurlu davranan kişilerin cehâleti mâzeret olarak kabul görmeyecektir.

Sizlerde bilirsiniz ki, ilmi bir konuda detaylı araştırma yapıp öğrendiğiniz bilgileri büyüklerinizle paylaştığınızda ilk olarak İslamı taklid ile yaşayanlar; "İki kitap okudun başımıza âlim kesildin, Biz dedelerimizden, ninelerimizden böyle bir şey görmedik, Siz bu âlimlerden daha mı iyi biliyorsunuz, Bu kadar âlim ve hoca bilmiyor da bir sen mi biliyorsun?" şeklinde nefsi itirazlarla muhatap olunmaktadır.

Siz "Alimlerin şahsi sözleri asla delil değildir. Delil ancak Kur'an ve Sünnet'tir." dediğinizde, muhatabınız da size "Bu kadar âlim Kur'an ve Sünnet'i bilmiyor da, sadece sen mi biliyorsun?" deme hakkı elbet vardır. Çünkü o câhilin söylemiş olduğu sözlerin aynî ile karşılık veriyor ve aynı tutumu sergiliyorsunuzdur.

Böylesi Câhili Toplumlar genellikle okuma, anlama adına hiçbir gayret sarfetmezler. İçinde yaşadıkları müşrik hale gelmiş toplumun da hâlen İslam Toplumu olduğu düşüncesi ile kendilerini kandırırlar.

Hatta bu dinin en temel kaynağı olan Kur'an'ın hükümlerini hiçe sayar bir şekilde hayatlarını tanzim eder, işlerine gelmeyen âyetleri görmezden gelir veya bu çağdaş zamanda (hâşâ) bazı âyetlerin uygulanamayacağından dem vururlar.

Zaten günümüzde yaşayan ve Tevhid Akîdesine sahip olan ve bu iki kaynak haricinde olanların dine karışmasına müsade etmeyen İslâm Alimlerinin kimler olduğunu dahi bilmezler. Çünkü dünya işlerine karışmayan, kendi emel ve arzusunu yapabileceği fetvâları verebilecek, dünyâperest Alim müsveddeleri peşinde gezer, "Siz dini hayatınıza tatbik edecek yerde, hayatınıza göre din tanzim etmişsiniz. Bu yaptığınız şu, şu yanlıştır." denildiğinde "Ben şu Hocaefendi, bu Tarikat Şeyhi, o Kanaat Lideri ne derse onu yaparım, eğer yanlış ise vebâli onun boynuna." der ve bile bile yaptığı günahlardan sıyrılmaya çalışırlar. Bilmiyor da cehâletinden bunu yapıyorsa da âlim de olsa o kişinin insan olduğunu, hatasız ve günahsız olamayacağını aklından geçirmez.

Günümüzde genelde ilim öğrenme artık bilgi dağarcığını geliştirme, veyahutta kendi fasid akîdelerine delil bulabilme adına, eski tanınmış ve doğru kaynaklardan cımbızla çıkarıp işlerine geleni alıp tamamına bakmayarak icraatlerini sürdürmek amaçlı olmuştur. Zaten elinizin altında hemen ulaşabileceğiniz bunca önemli kaynak varken yeryüzünde Müslümanların bu kadar âciz durumda olması öğrendikleri ilmi hayatlarına tatbik etmediklerine en açık delildir.

Öncelikle bilmemiz gereken şudur ki; şer'i bir hükmün tespiti ancak yine şer'i delillerle mümkündür. Şer'i delillere müstenid olmayan herbir söz ve görüş kesinlikle merduttur. Asli şer'i deliller KUR'AN ve SÜNNET ve Kur'an ve Sünnet'e istinad eden İcmâ ve Kıyas'tır. Alimlerin sözleri ise aslen delil değil, ilk iki kaynaktan delillendirilmeye muhtaçtır. Bir âlimin sözü asli bir delile dayanıyorsa bu bizler için hüccet hükmündedir. Bunun dışında hiçbir âlimin sözü şer'i bir delil olamaz. Alimlerin sözleri hepsi bir araya getirilerek öncelenmelidir ki, mutlak olanı şarta bağlı olanından, kapalı olanı ayrıntılarıyla açıklanmış olanından ayırt edilebilsin. Alimlerin sözlerinin durumu da şer'i nasların durumu gibidir. Bu âlimlerce ittifak edilmiş bir husustur.

Alimlerin sözlerinden hakkıyla istifade edebilmek için dikkat edilmesi gereken bir husus ta; zaman ve mekan değişimine dikkat etmek ve âlimin fetvasının illetlerini doğru bir şekilde tespit etmek gerekir. Bu zaruri bir durumdur, zira âlimin verdiği fetvanın kendi koşullarınca bir sebebe dayanması söz konusu olabilir, ancak aynı koşullar gerçekleşmediği sürece o fetvanın geçerli olması söz konusu olamaz. Bu fıkıh usûlünde"Zamanın Değişmesiyle Ahkâmın Değişmesi" başlığı altında uzun uzun incelenmiş, şartları ve sınırları tespit edilmiş bir konudur.

Özellikle aynı mezhebe bağlı âlimlerin, kendi Mezhep İmamlarına dahi birçok konuda muhalefet etmelerinin zaman ve şartların değişmesine, vakıanın farklılaşmasına bağlanması oldukça dikkate değer bir husustur. Örneğin sigara illetinin uzun yıllar sonra vücudu yıkıcı, öldürücü etkisinin görülmesi ve âlimlerce haram ilân edilmesine rağmen ve ABD/İsrail malı olsa da ben müslümanım diyen insanların din kardeşlerini öldüren, ülkelerini işgal eden çapulcu teröristlerin mallarını kullanıp, cebinden maddi destek sağladığını görmeyecek kadar câhil durumda mıdır ? yoksa cehâlete mi vurmaktadır. !

İslâm Âlimleri bizlerin herzaman başvurması gereken kimselerdir. ALLAH (c.c.) bilmediğimiz zaman öğrenmek için bizden daha iyi bilenlere başvurmamızı, ilim talep etmemizi, araştırıcı olmamızı, ilmin kaynağına vâkıf olma gayretinde olunmasını istemiştir. Ancak bunun gelişi güzel olması bir çok sıkıntı doğurmuştur. Bu sebeple dinini az bir pahaya satan, dine çeşitli hurafeler, israiliyatlar katan, şer'i konuları sulandıran, insanların kafalarını bulandıran, makam, mülk, dünya zenginliği peşinde koşan şarlatanlar da çoğalmış, koyun olma heveslisi avama çoban olarak boşluğu doldurmaya çalışmıştır.

Hiçbir âlim, hiçbir beşerin yazdığı kitap (bu bunun özetidir, tefsiridir dense de) Kur'an'dan ve Hz.Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'den üstün değildir. Bu sebeple onların kayıtsız ve şartsız her dediğini yapamaz, belirli şartlar ve sınırlar dahilinde istikâmet üzere hayatlarını tanzîm ederler.

Üstad ne diyorsa doğrudur, bizim kıt aklımız onun ne ilmine, ne ulvî makamına erişmez diyenler, Şeyhim, Şıhım, Önderim İslam'da yasak olanı emretse de bir bildiği vardır diyenlere cevabımız;

Asr-ı Saadetin II.Halifesi Adalet Timsâli Hz.Ömer (r.a.)'in "Eğer ben Kur'an ve Rasûl'ün çizgisi haricinde bir emir verirsem, hakk'tan adâletten ayrılırsam ne yaparsınız?" diye sorduğunda; Sahabelerden biri çıkıp "Sen eğrilir, hakk'tan, adâletten uzaklaşırsan, Seni kılıcımızla doğrulturuz." dediklerinde bunun üzerine Hazreti Ömer (r.a.) "Şükürler olsun ki eğrilirsem beni kılıçları ile doğrultacak kardeşlerim var" diye şükretmiş.

Herkes bu dini öğrenme imkanına artık sahip bulunmaktadır. Bu nedenle Kur'an'ı bilmemenin, öğrenip hayata tatbik etmemenin, öğrenmekten yüz çevirme veya işine gelmeme dışında herhangi bir gerekçesi yoktur.

Rabbimiz bizleri gaflete düşmekten muhafaza eylesin, öğrendiklerimizle amel etmemizi nasip eylesin inşaALLAH...