16 Haziran 2009 Salı

Yigit Mucahid kardesimiz den dökülen sözler MEKTUP 2

SEVGİLİ ANACIĞIM…

Oğlun şâhiddir ki; Sen çileli fakat asla çelişkili olmayan, zûlme boyun eğmeden mert ve vefâkar bir şekilde bir hayat sürdün. Biz evlatlarını da o şekilde yetiştirmeye gayret ettin, mücâhedeyi hiçbir zaman bırakmadın.

Canım Annem, hatırlıyormusun o çok sevdiğin, daha fazla cesedini tekmelemesinler diye vücudunu siper ettiğin şehid babamın o tebessüm hâlini, bize gülerek baktığını…

Ve bana bakıp “Oğul babanın kanı için değil, Ümmet-i Muhammed için, yapılan bunca zûlüm ve işkenceler için Sen; tâğuttan ve onun köpeklerinden intikam almadan RABBİM beni öldürmesin, bil ki bu âhdimi yerine getirmezsen, sana sütümü de, hakkımı helâl etmeyeceğim, gözlerim de açık gider” değişini…

Şâhid ol ki Oğlun; ALLAH 'ın uluhiyetini yeryüzünde açıkça ilan etmek, O'nun sistemini hayata hakim kılmak için, şeytanların sistemini yıkmaya, insanları kula kulluktan kurtarıp tek bir olan ALLAH 'a kul etmek için imân etmiş, RABB’isine söz vermiştir. Biz tâğuta karşı savaşan Mücahidler, ya bu uğurda şehid olup cennete gidinceye kadar savaşırız, ya da galip gelip gazi oluncaya kadar cihada devam ederiz. Tâ ki din yalnız ALLAH ’ın oluncaya kadar…

Ümmet’in çektiği sıkıntıları görüyorsun, hangi evde feryat ve figân yok, acı dağ olmuş, bu kaçıncı kertik yüreklere atılan. Öz kardeşine, dayıma yapılanlar aklımdan gitmiyor. O ki; babam âhirete göçtükten sonra tâğutun baskısından korkan en yakın akrabalarımız bile bizden yüz çevirirken, kendi âilesi ile birlikte bizlere de baktı, ALLAH onu bizlere vesile kıldı. Ama yaşanan acıları sen biliyorsun. Ben daha küçük bir çocuk olduğum halde senin anlattıklarını hiç unutmuyorum; O’na yaptıkları işkenceler yetmemiş, Şehide eşini alıp karşısında iğrenç fiilleri yapan soysuzları, şerefsizleri hatırladıkça, nasıl RABBİME verdiğim sözden cayarım.

Yeryüzünde ben Müslümanım diye yaşayan insanlar nerede ? Burada açlıktan sefil bir durumda yaşam mücadelesi veren kardeşlerini, evlerindeki lüks ve konforda acaba hatırlayabiliyorlar mı ? Tencerelerle boğuşmaktan, envâi çeşit yemek ve tatlıları midelerine indirirken biz mâzlum ve mustazâflardan haber gelince vah vah mı çekiyorlar… !

Sende biliyorsun iki kere Ebu Gurayb’e düştüm. Orada gördüklerim, dehşet ve acıları izâh bile edemiyorum. Sen gizlesen de, vücudumdaki işkence izlerini, tırnaklarımın çekilmiş olduğunu gördüğünde benimle gurur duyduğunu söylediğin, fakat ana yüreği ile bir kenara çekilip saatlerce ağladığını biliyorum…

Anacığım artık bu dünyaya dayanamıyorum. Bu zûlüm ve işkenceler altında ezilen kardeşlerimi gördükçe, hele ki hücrelerden gelen feryatları, bizi öldürün diyen bacılarımızın yürek yakan haykırışlarını duydukça, ahh bir delirsem diyorum bazen, sonra vermiş olduğum âhdi hatırlıyor ve şehâdet için sıramı bekleyip ona hazırlık görüyorum.

Ebu Gurayb’ta insanın kanını donduran acımasız teknik ve yöntemlerle yapılan işkenceler ve onca yaptıklarından sonra yüzümüze sırıtarak bizde müslümanız diyen ALLAH ’ın nûrunu yüzlerinden aldığı aşağılık işkenceci gardiyanların mazlûmlara yaptıklarını herkesin duyması gerek, belki insâfa gelirler de, Müslüman olduklarının farkına varırlar. Belki kendilerinin kurtların düzenine âşık olan koyunlar olduğunun, sıra onlara geldiğinde kurtların onları da parçalayacakları beşeri düzenlerin birer kölesi olduğunu anlayıp idrâk ederler…

En son hapisten çıkmadan gardiyanlar bana güle güle partisi yapacaklarını söylediler. Anladım ki açlık, susuzluk ve uykusuzluk yetmiyormuş gibi gene bana işkence edecekler. Beni hücreye alıp ellerime ve ayaklarıma zincirler bağlayıp vücudumu sonuna kadar gerdiler, kollarım ve bacaklarım kopacak gibi acı veriyordu, ayak ucunda durmaya çalışıyordum. Vücuduma elektrik bağladılar, nereye kadar dayanabileceğimi tespit için her seferinde seviyesini arttırdılar, tâ ki bayılana kadar. Sonra birden belimde çok büyük bir acı hissettim. Gardiyanın biri tekmeliyordu, sırtımda dayanılmaz acılar vardı. Böbreklerime ve göğüs kafesime sopalarla vurdular. Yetmedi kafamda sopa kırdılar ve bundan sonrasını biliyorsunuz, size teslim ettiklerinde hafıza kaybı geçirmiş ve sizleri 1,5 hafta hatırlayamamıştım…

Orada beni en çok yıkan işkence ettikleri bir bacıyı hücre kapısından gardiyanlar mahsus görelim diye geçirirken kadının dönüp “Sizde erkek misiniz ?” diyerek yüzüme tükürdüğü; “Utanın! hâlâ nasıl nefes alıyorsunuz. ALLAH uğrunda ölün, öldürün…” dediğini…

Artık ben nefes alamıyorum Anam…

Hakkını bana helâl eyle, RABBİME vermiş olduğum sözü, âhdi yerine getirmeye gidiyorum. Ebû Garib’i o şeytanların başına yıkacağım inşALLAH …

Hiç yorum yok: